Bediüzzaman'ın adem-i merkeziyet hakkındaki fikri nedir? Açıklar mısınız?

28.10.2024 22:11

Bediüzzaman'ın adem-i merkeziyet hakkındaki fikri nedir? Açıklar mısınız?
Bediüzzaman'ın adem-i merkeziyet fikrine bakışı nasıldır ?
       “Hem de her kavmin mabihi’l-bekası olan âdat-ı milliye ve lisan-ı kavmiyeye ve istidad-ı efkâra muvafık, hükümet teşebbüsata başlamalı…” (Zehra Yayıncılık, İçtimai Dersler-nutuk- 23. s)
       Bediüzzaman; Adem-i merkeziyet ile ilgili düşüncesini, II.meşrutiyetin başlarında “Prens Sabahattin Bey'in Su-i Telakki Olunan Güzel Fikrine Cevap” başlıklı nutkunda dile getirir. Özel olarak bu konuya geçmeden evvel Bediüzzaman’ın mezkur makalesini, devlet yönetimi ile ilgili onlarca makale ve kitaplarında serd ettiği fikirler ışığında bütüncül bir nazar ile değerlendirmek gerekiyor.
       Binaenaleyh; hem  adem-i merkeziyet fikrinin referens aldığı felsefik anlayışa hem de üstadın devlet idaresine dair fikirlerine kısaca değinmek gerekiyor.
zaman, mekan ve konjonktöre bağlı olarak değişen farklı modellere takılmadan asr-ı saadet ve hulefa-i raşidin’in devlet  idaresinin dayandığı temel ilkeleri yani  işin özünü ve ruhunu tespit etmek gerekiyor. Çünkü üstadın, klasik ve modern dönemde devlet idaresine yönelik düşüncesinin kodları ve referansları kur’an ve asr-ı saadet merkezli çağlar üstü temel ve soyut ilkeler ve tecrübe edilmiş 50 yıllık pratik…hangi model olursa olsun; meşveret, şura, hukuk, adalet, ehliyet, eşitlik vb gibi ilkeleri güvenceye almalı…ve ismi ne olursa olsun kuvvete, asabiyete, tek ırk veya zümre hegemonyasına dayalı idari modeller red edilmelidir.
      “Adem-i merkeziyetçilik, merkezi hükümetin, bunların gerektirdiği tüm idari, politik ve ekonomik niteliklerle birlikte, merkezden bağımsız ve yasal olarak egemen olan yerel hükümetlere yetki devri olarak taımlanmış…
     “Kendi kendini yönetme” ilkesine dayalı bir anlayışa dayanıyor.
      Farklı etnik ve kültürel yapıların aynı devlet/imparatorluk çatısı altında adalet ilkesi etrafında eşit ve hür bir şekilde beraber yaşamını esas alır…
      Bu anlayış; Devlet idaresinin zora ve kuvvete dayalı olarak tek bir ırk, hanedan, ya da elit bir zümre tarafından yönetilmesini red eder…
      Özetle: merkezi bir hükümetin etrafında bir çok hükümetlerin bulunduğu idari yapı…
      Devlet ve idari modellere dair biraz daha geniş bir açıdan da bakabiliriz:
      İnsan; medeniyyun bittabtır. sosyal bir varlık olarak cemiyet halinde yaşamaya ihtiyacı var. Binaenaleyh insanlık başlangıcından itibaren bir sosyal organizasyona ve idareye ihtiyaç duymuştur. Bu ihtiyaç neticesi olarak İlk çağlardan günümüze kadar bir çok idare, hükümet ve devlet şekli ortaya çıktı. İsim ve resimleri, keyfiyet ve kemiyeti farklı olsa da bu yönetim şekilleri, iki farklı inancın ve düşüncenin neticesidir demek mümkün.
     Birincisi: vahiy/şeriat, hukuk ve adalet referanslı. Binaenalyh idaresinde yaşayan bütün halkın/vatandaşın maddi ve manevi ihtiyaçlarını, menfaatlerini ve hukukunu merkeze alan katılımcı bir idare…insanlığa izzet, haysiyet ve  hürriyet vad eden bir anlayış…
     İkincisi: ene/ego/asabiyet ve kuvvet referanslı. Sadece elit bir zümrenin veya hanedanın menfaatını ve iradesini;( kanun/örf/adet/aba ve ecdadın yolu namıyla…) merkeze alan idare…çeşitli versiyonları ile insanlığı mesh-i manevi ve köleliğe mahkum eden bir anlayış…
     Bediüzzaman; hukuk, adalet, meşveret ve şurayı merkeze alan, tahakkümcü değil hadim olan, kurumları değil insanı yücelten bir idare talebini en yüksek sesle dile getirir…bütün içtimai dersleri, nutukları, makaleleri, lahikaları ve münazaratı bunu ders veriyor…
     Bediüzzaman'ın adem-i merkeziyet ve Cemahir-i müttefika-i İslâmiye(Birleşik İslâm Cumhuriyetleri) fikirlerini bu paralelde değerlendirmek gerekiyor. Bittabi böyle bir sistem ehl-i islama manevi ve maddi yönden terakki kapılarını açacaktır.
     Bir çok farklı dini ve etnik unsuru idaresinde barındıran, ancak onlara yönetimde söz hakkı tanımayan, bütün kararları bir merkezde toplayan ve istibdada dayanan İmparatorluk ve krallık idarelerine karşı farklı milletlere ve unsurlara da devlet yönetiminde söz hakkı tanıma, onları da devlete ortak etme isteği o günlerde meşrutiyet, cumhurriyet, adem-i merkeziyet, federasyon vb alternatif yönetim tartışmaları ile tezahür ediyor…
    Hülasa; pratikte birçok sorunlar olmakla beraber günümüzde artık devlet, mülk ve idare sadece bir ırk, hanedan veya zümrenin değil, herkesin hakkıdır düşüncesi genel kabul görmüş bir anlayıştır.
   Şimdi sorulan konuya özel olarak geçebiliriz.
   Bediüzzaman; Adem-i merkeziyet ile ilgili düşüncesini, II.meşrutiyetin başlarında “Prens Sabahattin Bey'in Su-i Telakki Olunan Güzel Fikrine Cevap” başlıklı nutkunda dile getirir.
   Bu nutkunda özetle;
   1. Özü itibariyle fikir güzel ve makul ancak bir halklar mozaiği olan Osmanlı imparatorluğunda konjonktür, zaman, mekan, uygun siyasi ve kültürel zemin ve anlayış nazara alınmadan bu fikrin hemen tatbikata geçirilmesinin bazı mahzurları var…bir sürece ihtiyaç var…Binaenaleyh; ivedilikle/acilen sağlam bir toplumsal ve kültürel zemin inşa edilmelidir.
   2. Osmanlı imparatorluğunda farklı dini ve etnik unsurlar var. Saltanat ve İstibdat idaresinden dolayı merkezi yönetime karşı çok büyük tepkiler var. Öncelikle başta devlet erbabı/bürokratlar olmak üzere  her unsurun/halkın Medeni toplumlar gibi Birlikte yaşama / ittihad, beraber idareye ortak olma ve müsavat anlayışını içselleştirecek bir aydınlanmaya ihtiyaçları var.
   3. Bediüzzaman,  İttihad fikrini tek tipleştirme/millileştirme olarak algılayan Osmanlı bürokratlarının tam aksine muhtelif olanlar arasında tevhid merkezli ortak değerleri inşa etmek için çabalıyordu…
   4. Osmanlı imparatorluğunda başta Kürtler olmak üzere sosyal ve siyasal haklar noktasında dezavantajlı konumda olan kavimler vardı. Her şeyden önce hükümetin; Her kavmin istidadına göre, varlığını devam ettiren milli adetlerini ve milli dillerini geliştirmeleri için teşebbüsata başlamalı. onlara değer vermeli. İnsanlar özgür iradelerinin farkına varmalı…hür teşebbüs anlayışları gelişmeli ve medeniyet noktasında müspet bir müsabakaya katılmalı…
   5. Bu esaslar yerine getirilmeden sathi ve formel bir kısım değişimler, ismi; isterse meşrutiyet, muhtariyet,  adem-i merkeziyet, cumhurriyet  vs. her ne olursa olsun bir çare olmayacak bilakis; istila, savaş, kavga ve vahşet  ile neticelenecektir…
   6. Osmanlı devleti aynı zaman da bir Avrupa devleti ve içinde çok ciddi bir g.müslim tebaa vardı…klasik çağların aksine modern çağın mukteziyatı olarak medeni bir hukuku benimsemek zorundaydı…bunu da harici dayatmalardan ziyade asr-ı saadet ve medine vesikası pratiği ile çözebilirdi…çoğu Osmanlı bürokratı/aydını için model, Osmanlı devletinin halkı kuvvetle zapturapt altına aldığı çağlardı…fakat istibdat ve saltanata şiddetle muhalif olan Bediüzzaman’ın musırrane tesis etmeye çalıştığı model yani medeniyet-i fazıla,  islam’ın medine-i medeniyet-i münevveresiydi…
   7. Eğer aynı çatı altında yaşanacaksa bu anlayış en başta devlet eliti ve şimdiye kadar imtiyazlı guruplar tarafından hazım edilmeli, içselleştirilmeli ve bütün diğer unsurlara bu konuda güven verilmelidir. Zamana yayarak herkesi devlete, mülke ortak edecek kapılar açılmalı…
    Hülasa;   Bediüzzaman; sadece salt siyasi projeleri değil, o siyasi projelerin üzerine oturacağı sağlam sosyal ve kültürel zemini inşa etme çabasında oldu her zaman…
    Sadece sathi ve politik formül peşinde olan aydınlar ve devlet eliti bediüzzamanın bu derin analizlerini ya anlamadılar veya kişisel menfaat, hırs ve asabiyetlerine yenik düştüler…
    Neticesi ise bir buçuk asırdır bitmeyen savaşlar, parçalanmalar, iç kavgalar, darbeler , vahşet ve geri kalmışlık…   

BİR NOKTA:
 Nurcu ismiyle veya Bediüzzamanın takipçileri namı altında,  üstadın içtimai fikirlerini;  her daim mütehavvil olan siyasi konjonktüre göre ve resmi paradigma paralelinde; asabiyetçi, ırkçı, devletçi bir nazar ile tevil ve tefsir çabalarının ve aynı çatı altında yaşayan farklı kavimlerin şahs-ı manevisini temsilen muhabbet-i milliyi ders veren üstad Bediüzzaman’ın milliyet anlayışını, türklük merkezli bir milli muhabbet olarak telkin edenlerin ehl-i hak ve hakikat nazarında bir kıymet-i harbiyesi yoktur vesselam.

Ubeyd KUDAT