Şehadet; Sevdalı Gönüllere Ma-i Nisan Bereketidir. Şehid İzzeddin Ağabeyim!...

🕒 09.02.2026 07:10 👁️ 446 görüntülenme ❤️ 12 beğeni

Şehadet; Sevdalı Gönüllere Ma-i Nisan Bereketidir. Şehid İzzeddin Ağabeyim!...
Şehadet; Sevdalı Gönüllere Ma-i Nisan Bereketidir. Şehid İzzeddin Ağabeyim!...

Allahın rahmeti, bereketi ve ihsanı sizin üzerinizde maddi ve manevi olarak tecellisini izhar etti.
Elli küsür yılının tamamını bu mukaddes davanın takdis edilmiş Anayasasının manevi tefsiri olan Risale-i Nur hizmetine vakfettiniz. Dünyayı ve içerisindeki her şeyi elinizin tersiyle tenezzül etmeden itebilme şecaat ve cesaretini gösterdiniz. Risale-i Nur talebeleri içerisinde apayrı, yepyeni bir istikamet, yepyeni bir ekol ve daha orijinal/taptaze bir çığır açtınız. Risale-i Nur’u anlamına uygun ve orijinal bir şekilde yeniden yorumladınız. Üstadın belki de arzu ettiği hedefe siz kaşîf oldunuz!
Sizin bizleri ani bir şekilde bırakacağınızı hiç beklemiyorduk. Vakitsiz gidişinizle bizleri tam anlamıyla yasa boğdunuz. Sizin gidişinize hazırlıksız yakalandık!
Sizin Şehadetinizi duyunca, sizin adınıza içimde, kalbimde ve bütün duygularımda sevgi tomurcukları filizlendi. Siretimle suretim arasında belki de ilk defa ciddi bir tezat oluştu. Çünkü afaki âlemim hüzün ve ayrılığın sis perdesi altında kıvranırken, enfüsi âlemimde neş’e ve sürur havası mevcut idi.
Bu şehadeti (zatınızı tanıdığım kadarıyla) fazlasıyla hak etmiştiniz. İsminizin başına bu tılsımlı kelimeyi ayrılık gafletinden dolayı bir an yazmaya kalemim varmıyordu. Çünkü kendimi inanılmaz bir şekilde duygusal bir baskı altında hissediyordum.
Hayatta olmanız, şüphesiz bizler için iyi bir pusula görevini icra ediyordu. Lakin Kader-i İlahî bunu size ve bizlere layık gördüğüne göre, Şehadetinizi baş göz üstünde kabul etmek mecburiyetinde hissediyoruz.
Sizlerin gidişi, şehadetinizin mübarek kanı bereketlenmemize vesile olacaktır. Bizlerin daha mükemmel bir şekilde kenetlenmesine, organizeli ve programlı bir şekilde ittihaz edilen Sahil-i Selamet hedefine doğru ilerlemesine, İlahî espirinin beklentisi hükmündeki İslam kardeşliğinin nüvesi durumunda olan Ümmet Anlayışının tam ve eksiksiz olarak teessüs edilmesine, sizin en büyük arzularınızdan biri olan (yaşadığımız coğrafyayı baz alarak) Türkler ve Kürdlerin İslam potası içerisinde kendi enaniyetlerini eriterek Allahın istediği manada ‘Uhuvveti İslamiye' yi teessüs etmemize vesile olacaktır inşaallah!
Özelde size, genelde bizlere bu tuzağı hazırlayanların başına İlahî bir tuzağın evvelden hazır olduğunu biliyoruz ve onları planladığı tuzağa bin pişman edecek Kader-i İlahînin dahi müsebbiplere sürprizleri olacaktır bi-iznillah!
Beşer hiç şüphesiz zulmetti, hem de birkaç yönden. Bunların hem İlahî hafızada hem de beşeri hafızada unutulmayacağı kesindir.
Bu Zulümleri görmezden gelmeden, Sahil-i Selamet ve Saadet-i Dareyn hedefimize doğru ilerlerken daha dikkatli, daha plan ve programlı ve basiretli olacağımız noktasında en ufak bir endişem mevcut değildir.
Bizler bu kudsi davaya gönül verirken şunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamıştık ki, İnsî ve Cinnî Şeytanlar bu mukaddes davanın gönüldaşlarını rahat bırakmayacaklardır. Maddi ve manevi engellerin her türlüsünü bu davaya gönül verenlerin önüne sereceklerdir. Maddi cihette yapılabilecek en ağır ve en vahşi metodlar denenecektir şüphesiz. 
Gerekli görürlerse hizmetin bütün kademelerindeki dava erleri hedef alınabilmektedir. Bunlarla baş edememe zafiyetinden gelen korku ve rehavet üzerimizde dalgalanacak, ama bütün bunları müessir bir şekilde izale edecek İlahî bir tılsım olan ‘İhlâs’ zırhını kuşanmamız icap edecektir.
Bütün dikkatlerin üzerimizde yoğunlaşması, bizleri tarifi zor bir ye’sin karanlık zindanlarına sürükleyebilir. Fakat her halükarda bizlere rehberlik edecek ve önümüzü aydınlatacak olan  لَا تَقْنَطُوا’ İlahî fenerini kullanma imkân ve şansına sahip olduğumuzu göz ardı etmemeliyiz.
 İlahî Şu’le önümüzü aydınlattığında mütevazı bir ahval içerisinde, müteyakkız bir şekilde yolumuza devam etmeliyiz. Çünkü cinnî ve insî şeytanlar bizlerin üzerine dikkatleri yönelterek meş’um bir balon hükmünde olan ‘meylü’t-tefevvuk’ silahıyla bizleri vurarak, bir daha dirilmemek üzere öldürebilir tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliriz.
Bu durumda yaptığımız ve yapacağımız her şeyin İlahî kamera hükmünde olan ‘Levh-i Mahfuz’a kaydedileceği bilincinde olarak medyatik ve sloganik fiillerden olabildiğince bizleri sakındıracak olan İlahî mıknatıs hükmündeki كُونُوا لِلّٰهِ(Allah içinlik) kal’asına sığınmalıyız.
Zamanın her şeyi en güzel bir şekilde tefsir edip anlamlandıracağını bilerek aydınlanamayan birtakım meselelerde şeytan-ı lâinin zehirli balı hükmündeki ‘aculiyet’ illetiyle değil, İlahî bir hazık ile muttasıl olan ‘Sabır’  ilacını isti’mal edip etraf ve çevremize de tavsiyede bulunmalıyız.
Beşerin zulüm, vahşet ve canavarlıkları bizim rotamızı ve pusulamızı şaşırtıp ‘fikr-i infiradi’ye sevk etmemelidir.
Tüm olanlara rağmen ‘i’tidal-i dem’ ile ve ‘kavl-i leyyin’ ile hedefimizin temel taşı durumunda olan ‘insanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır’ nebevi düsturunu rehber edinmeliyiz.
Bizimle aynı inancı paylaştığı halde bizlerin derdiyle ve haliyle hemhal/ hemdert olmayanların ‘tekâsül’  ve ‘neme lazımcılığı’ takatimizi kırmamalıdır.
Bizler; doğruluk ve hidayet yolunda olduğumuzdan emin isek, İnayet-i İlahîye’nin bizleri gevşetmeyeceğine tevekkül edip hidayete susamış insanların gönlünü ‘Ab-ı Hayat’  ile sulamak için bizler birer ‘Asa-yı Musa’ olmalıyız. Başkalarının gafletine aldırış etmeden emrolunduğumuz istikamette ‘i’tidal-i dem’ ile hareket etmeliyiz. İlahî cezayı gerektiren durumlarda ümitsizliğe kapılmamalıyız.
Bu Kudsî Dava fedakârlık ister; Cennetin ucuza verilmediğini ve Cehennemin varlığını adeta haykıran fiillerin de bulunduğunu bilerek teskin olmalıyız. Bir nebze dahi olsa, umumî bir hava halinde üzerimizde esen ‘meyl’ür-rahat’ rüzgârını izale edebilmek adına daha müteyakkız, daha müstakim ve daha azm ü gayret içinde bulunmalıyız. Bizlerin rahatını ve selâmetini içinde barındıran ‘sa’y ve cidal’ hazinelerini bir an evvel keşfetmeliyiz. Bostân-ı Cinân’da sa’y ve azm ü gayretimizin verdiği meyveleri tatmaya lâyık olmalıyız.
Üzülmeyelim! Eğer inanıyorsak bizler mutlaka üstün olacağız! Allahın dinine yardımı kendimize hedef ve maksat ittihaz etmişsek, Allah bizleri unutmamıştır ve unutmayacaktır. Karşımıza çıkan bütün bu zâhirî mümanaatlar ve engeller, Kader-i İlâhînin rahmetini bağrında saklayarak başımıza gelmekte; Cenâb-ı Kahhâr’ın irade ve bilgisi dâhilinde vuku bulmaktadır.
Boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkının alınacağı Yevm-i’d-Dîn’e iman etmişiz.
Güneşin, büyüklüğüne güvenerek emrinden çıkamadığı; sivrisineğin ise küçüklüğüne sığınarak kendisinden saklanamadığı bir Sultan-ı Kâinat’ın ve Allâmü’l-Guyûb’un emriyle musahhar olduğumuzu bilelim ve ona göre hareket edelim.
Aziz Seyda’m;
Kanınız yerde kalmayacaktır, biiznillah! Zira mübarek kanınız, kalemlerimize kudsî ve tılsımlı bir mürekkep olup hak ve hakikati körpe gönüllere yazdırmaya bereketli bir vesile olacaktır, inşallah.
Gittiğiniz yolda, başınızı koyduğunuz bu hak davada yalnız kalmayacaksınız, inşaallah. Her birimiz birer İzzeddin olup hak yolundaki sebatımızla, Sırat-ı Müstakim üzere olan cehd-u gayretimizle, ittifak ve uhuvvetimizle, İttihadı İslam’ı teessüs etmek için hamiyet-i diniyeden aldığımız azm u gayretle, milleti mazlumenin zulüm ve haksızlıktan kurtulması için,  hamiyet-i millîyemizden aldığımız cesaret ve şecaatimizle küffara/nifaka ve bid'akar rejimlere karşı gayret ve sebat edeceğiz biiznillah.
Selam hidayete tabi olup hak din olan İslam’a gönül vererek serden ve yardan geçenlere olsun.
Herkese sabr-ı cemil diliyorum.
Şehadetiniz mübarek olsun.
Cenâb-ı Hak sizleri, Seyyidü’ş-Şühedâ Hazret-i Hamza’ya yâr; Şehîd-i Mazlum Hazret-i Hüseyin’e refîk; Cennetü’l-Firdevs’te Havz-ı Kevser başında Peygamber-i Zişan’a, Sıddîk-ı Ekber’e ve Üstad Bediüzzaman’a dost ve sâdık eylesin. Biz sevenlerine de rûz-i mahşerde şefaatçi kılsın; hayrından mahrum etmesin, inşallah. ÂMİN. Allahümme Âmin 🤲🌹
Aciz ve duaya muhtaç pür günahkâr kardeşiniz / talebeniz,

Ömer BAJAR
31.01.2000 / Muş
 
(NOT: 31.01.2000’de Rahmetli Seyda’nın şehid edilmesi nedeniyle İstanbul’daki defin merasimine katılamayınca, 01 Şubat 2000’de gözyaşları içinde yazıp Zehra Vakfı’na faksladığım taziyenamemdir.)
Paylaş:

Yorum Yap

💬 Yorumlar
Henüz hiç yorum eklenmedi. İlk yorumu siz yapın!

Bu içerik faydalı oldu mu?