Adalet-i Mahza ve Adalet-i İzafiye: Kavram, İlke ve Toplumsal Yansımalar”
Adalet, yalnızca hukukî bir düzenleme alanı değil; insanın hak, sorumluluk ve vicdanla kurduğu ilişkinin en temel ölçüsüdür. Toplumların huzuru, devletlerin meşruiyeti ve bireylerin güven duygusu, benimsedikleri adalet anlayışının mahiyetine doğrudan bağlıdır. Ancak tarih boyunca adalet, kimi zaman mutlak hak ilkesine dayanarak, kimi zaman da maslahat ve zaruret gerekçeleriyle farklı biçimlerde yorumlanmıştır. Bu bağlamda İslâm düşüncesinde ve özellikle Bediüzzaman ’da merkezi bir yere sahip olan
adalet-i mahza ve
adalet-i izafiye kavramları, adaletin sınırlarını, imkânlarını ve su-i istimal alanlarını anlamak açısından temel bir ayırım sunmaktadır. Bu çalışma, iki adalet anlayışının kavramsal temelleri, dayandıkları ilkeler ve toplumsal yansımalarını ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Adalet-i Mahza: Adaletin en yüksek mertebesi olarak tanımlanan adalet-i mahza, hakikî, tam, saf ve hiçbir kayıtla sınırlanmayan adaleti ifade eder. Bu adalet anlayışı, tek bir masumun hakkını, “bütün insanlığın menfaati” adına bile feda etmeyi reddeder. Hukuku esas alan, kişi haklarını merkeze koyan ve zulme karşı mutlak bir sınır çizen adalet anlayışıdır. Bu anlayışta haklar bölünmez; küçüğü büyüğe feda edilmez. Adalet-i mahzanın temel özellikleri şunlardır:
- Bireysel hakları dokunulmaz kabul eder.
- Hukuku devletin üzerinde konumlandırır.
- Ceza ve sosyal düzenlemelerde eşitliği esas alır.
- Toplumda güven, şeffaflık ve huzur ortamı oluşturur.
Bediüzzaman, Kur’ân’ın emrettiği bu adalet anlayışını:
“Nokta-i istinadı, kuvvete bedel haktır. Hakkın daim şe’nidir adalet ve tevazün. Bundan çıkar selâmet, zâil olur şekavet.”[1] Ve
“Adalet-i mahza-i Kur’âniye, bir masumun hayatını ve kanını, hatta umum beşer için de olsa heder etmez…”[2] Temel prensipleriyle ortaya koymuştur.
Yine bu anlayışın temelini oluşturan:
“Bir masumun hakkı, bütün halk için dahi iptal edilmez. Bir ferd dahi, umumun selâmeti için feda edilmez. Cenab-ı Hakkın nazar-ı merhametinde hak haktır; küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için iptal edilmez. Bir cemaatin selâmeti için, bir ferdin rızası bulunmadan, hayatı ve hakkı feda edilmez. Hamiyet namına, rızasıyla olsa, o başka meseledir.”[3] İlkesi Adalet-i Mahzanın ana unsurlarındandır.
Yukarıda ifade edilen bu yaklaşım, kaynağını şu ayetten alır:
“Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde fesat çıkarmamış birisini öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir.”[4] Bu ayetten hareketle, bir masumun rızası bulunmadıkça hiçbir toplumsal maksat için onun feda edilmesi kabul edilemez. Risale-i Nur’da defalarca vurgulanan ve kanun-u esasi hükmünde olan, millet-i İslâmiyeyi ve memleketi büyük tehlikelerden kurtaran
[5] temel prensiplerden biri de:
“Birisinin hatasıyla başkası mesul olamaz.”[6] ayet-i kerimesidir ki, adalet-i mahzayı emretmektedir. Bediüzzaman, Eskişehir yargı sürecinde sorgu hâkimliğinin kararnamesine karşı yaptığı itirazında da bu düsturu hatırlatır; kendisi hakkındaki bir madde sebebiyle yüz yirmi masumun cezalandırılmasının adalet nazarında uygun olmadığını ve bunun açık bir zulüm olduğunu ifade eder.
Bu iki ayetten hareketle, bir insanın temel hakları; şartlara, çoğunluğa, menfaate, siyasete, kamu yararı gerekçelerine veya “çoğunluk böyle istiyor” anlayışına göre feda edilemez, çiğnenemez ve yok sayılamaz. Hiçbir kimse, başka birinin suçundan dolayı cezalandırılamaz. Allah’ın kişiye tanıdığı bu hak; pazarlığa tabi değildir, ölçülüp biçilmez, çoğunluk–azınlık hesabına göre değer kazanıp kaybetmez ve duruma göre askıya alınamaz. Bu sebeple adalet-i mahza, beşerî maslahat gerekçeleriyle esnetilemez. Bediüzzaman bu hususu şu veciz hükümle ifade eder:
“Adalet-i mahzâ kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez; gidilse zulümdür.”[7] Ayrıca
“Müsavatsız adalet, adalet değildir.”[8] Prensibiyle, bu adalet anlayışının toplumsal izdüşümünde şahısların değil, hakkın ve adalette eşitliğin esas alınmasının zaruretini vurgular.
Adalet-i İzafiye: Adalet-i izafiye, daha büyük bir zarar yerine daha küçük bir zararı tercih etme ilkesine dayanır. Bu “nisbî” veya “ehvenüşşer”
[9] türü adalet anlayışında, cemaatin selâmeti adına ferdin feda edilebilmesi söz konusudur. Bu yaklaşım, gücü elinde bulunduranların gerekçe üretmesine zemin hazırlar; devlet güvenliği gerekçesiyle birey haklarının zayıflatılmasına ve toplumsal travmalara yol açabilir. Adalet-i izafiyenin hâkim olduğu toplumlarda:
- Zaruret, maslahat ve ehvenüşşer gibi gerekçeler hukukta geniş yer bulur.
- Ferdî haklardan feragat yaygınlaşır.
- Zulmü meşrulaştırma riski taşır.
Bediüzzaman adalet-i izafiyeyi şu sözlerle izah eder:
“Zalim siyasetin gaddarane bir düsturu olan ‘Cemaat için ferd feda edilir’ diye çok zalimane pek çok vukuatı, ehvenü’ş-şer diye bir nevi adalet-i izafiye namında hâkimiyetine bir maslahat göstermişler. Hatta bu asırda, o gaddar düsturun hükmüyle, bir adamın hatasıyla bir köyü mahveder. Beş-on adamın, onların siyasetine zarar vermek tevehhümüyle binler adamı perişan eder.”[10]
Yine bu anlayışın siyaset ve devlet pratiğinde nasıl su-i istimal edilebildiğini şu ifadeyle dile getirir:
“Merhametsiz siyasetin bir düsturu olan Hükûmetin selâmeti ve asayişin devamı için eşhas feda edilir.”[11] Bu ifadeler, adalet-i izafiyenin zulmü meşrulaştırma riskini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Adalet-i mahza, hakkı mutlak ve dokunulmaz kabul ederek hiçbir masumun feda edilmesine izin vermez; adalet-i izafiye ise maslahat ve zaruret gerekçeleriyle bu sınırı esnetebilir. Bediüzzaman’ın yaklaşımına göre, uygulanabilir olduğu her durumda adalet-i mahzadan vazgeçmek, adaletin değil, zulmün alanını açar. Gerçek adalet, çoğunluğun ya da gücün çıkarında değil, hakkın korunmasında yatar; hukuk ve siyaset ancak bu ölçütle ahlâkî meşruiyet kazanır.
Adalet-i mahza rehberimiz olsun; masumun hakkının her koşulda korunduğu ve hakkın her zaman üstün geldiği bir toplumda yaşamak umuduyla Allah'a emanet olunuz.
Abdulkadir KURŞUN
08.03.2026
[1] B.S.N. Zehra Yayıncılık, Sözler, 895.s, https://zehra.com.tr
[2] B.S.N. Zehra Yayıncılık, Mektubat, 637.s, https://zehra.com.tr
[3] B.S.N. Zehra Yayıncılık, Mektubat, 76.s,
https://zehra.com.tr
[4] Maide suresi: 32. ayet
[5] B.S.N. Zehra Yayıncılık, Emirdağ Lahikası, 359.s, https://zehra.com.tr
[6] Fatır Suresi: 18. ayet
[7] B.S.N. Zehra Yayıncılık, Mektubat, 76.s,
https://zehra.com.tr
[8] B.S.N. Zehra Yayıncılık, İctimai Dersler, 223, 271, 432.s,
https://zehra.com.tr
[9] B.S.N. Zehra Yayıncılık, İctimai Dersler, 92, 139, 323, 506.s,
https://zehra.com.tr
[10] B.S.N. Zehra Yayıncılık, Emirdağ Lahikası, 159.s,
https://zehra.com.tr
[11] B.S.N. Zehra Yayıncılık, Mektubat, 78.s, https://zehra.com.tr
Yorum Yap