Bediüzzaman Said Nursî'ye göre hayat ve ruh nedir? Hayat ile ruhun mahiyet ve fonksiyon bakımından farkları nelerdir?
Hayat ile ruh arasındaki farkı anlayabilmek için önce hayatın ve ruhun mahiyetine dair temel çerçeveyi ortaya koymak gerekir. Hayat, ruh, akıl, melek, cin ve elektrik gibi maddî cismi olmayan varlıkların tarifleri çok zordur; somut ve geometrik bir tanımları yoktur. Çok varlıklar vardır ki görünmedikleri halde görünen varlıklardan daha kuvvetli ve tesirli bir şekilde varlıklarını hissettirirler. Mevcudatın mahiyetini bilmek ayrıdır, vücudunu bilmek ayrıdır. Çok şeyler vardır ki vücudu bizce bedihi olduğu halde mahiyeti bizce meçhuldür
[1]
"Âdem-i rüyet, âdem-i vücuda delâlet etmez. Görünmemek, olmamaya hüccet olamaz."[2] Manevî ve gaybî varlıklar, aklın idrak ettiği fizikî ve şuhudî âlemin kriterleriyle tam olarak anlaşılamaz; ancak özelliklerinden ve vasıflarından bahsedilebilir. Bugüne kadar ne İslam âlimleri ne Yunan filozofları ne de bu husus ile ilgilenen modern bilim adamları hayat, ruh, melek, akıl ve elektrik gibi varlıkların görsel ve laboratuvarî bir tarifini yapamamışlardır. Çünkü bunların vücudu malum, mahiyetleri ise meçhuldür. Mesela insanda görünmeyen hayat, ruh ve akıl; görünen maddî bedenden daha kuvvetli şekilde varlıklarını gösterirler. Bedenin bunlar üzerinde bir tesiri yoktur; hayat bedenden çıktığında beden dağılır.
"Evet, madde mana ile kaimdir."[3] Madde hadimdir (hizmet edendir), mana mahdumdur (hizmet edilendir). Madde erimeye, yırtılmaya ve dağılmaya mahkûm bir kabuktur; mana ise bizatihi kaimdir, sabittir, terakki ve tekâmül eder, rasihleşir, bakileşir, tebeddül ve tağayyür etmez.
Hayat Nedir?
Hayat; Cenab-ı Hakk'ın Hayy ve Muhyi isimlerinin tecellisiyle oluşan, bütün cansızlara can katan, bütün organizmaları harekete geçiren, cüz'îyi küllîleştiren, kesrette vahdeti temin eden, çok özellik ve hassaya sahip ilahî bir nur ve kuvvettir. Hayy ismi Cenab-ı Hakk'ın zatî sıfatlarına dayanır; bütün hayatlar O'nun hayatına bağlıdır. Muhyi ismi ise bütün varlıklara her an hayat verendir.
Hayat; Hayat bir hakikat-ı hariciyedir, vehmî bir emir hakikat-ı hariciyeye yüklenemez
[4]
Hayat; Allah'ın ilim, irade, kudret gibi sıfatları ile şu kâinattan toplanıp süzülüp gelen muhassal bir sanattır.
Hayat; Kâinat fabrikasının makinası hükmündedir. Bediüzzaman Hazretleri de hayatın maddî ve şekilsel bir tarifini yapmamış; Otuzuncu Lem'a'nın Beşinci Nüktesi'nde hayatın yirmi dokuz özelliğini açıklamıştır.
[5]
Hayatın kâinattaki yeri; Cenab-ı Hak kâinatı bir cevher şeklinde yarattığında onu bir işleve tabi tuttu
[6]. Bir kısmını ulviyyat olarak, bir kısmını süfliyat şeklinde yaratmıştır. Yani bir kısmını mülk, bir kısmını da melekût olarak yaratmıştır. Süfliyat kısmında esir maddesini, esir maddesinde de zerratı halk etti. Zerrat adeta fizikî âlemin tarlası ve hamuru hükmündedir. Yerleri, gökleri ve içindeki her şeyi bu zerrat âleminden terkip eylemiştir. Buna halk dairesi de denilir.
Aynı şekilde hayat da bütün manevî âlemlerin tarlası ve hammaddesi olarak yaratıldı. Melekler, ruhaniyat, akıl ve hissiyat nur-u hayattan yaratıldı. Buna emir dairesi denilir. Hayat cismanî âleme girdiğinde hareket başlar; hareket neticesinde terakki ve tekâmül meydana gelir. Erimeye, yırtılmaya, tağayyür ve tebeddüle mahkûm olan madde, bir hakikat-ı sabite için hayret-engiz bir faaliyet ve harekât ile camid makamından hayat mertebesine çıkıyor.
Kâinat fabrikası hayat mensucatını üretmek için daimî çalışır, muvakkat bir varlık mertebesinden daimî bir hayat mertebesine intikal ediyor. Aslında nizam ve intizama tabi her bir varlık bir noktada hayattadır.
[7] Maddi varlıkların tarlası zerrattır, her zerre de hareket halindedir. Bütün varlıklar Cenab-ı Hakk'ı tesbih ediyorlar, öyleyse hayat sahibidirler.
[8]
Hayatın Mertebeleri; Hayatın çok meratibi vardır; madenlerin, bakterilerin, çekirdeklerin, bitkilerin, hayvanların, insanların, melaike ve ruhanilerin hayat mertebeleri ayrı ayrıdır. Hayat, girdiği cismin yapısına ve programına göre etkisini ayrı ayrı gösterir. Nasıl ki elektrik mahiyeti birdir ama buzdolabına girdiğinde soğutur, fırında ısıtır, arabayı çalıştırır, floresanda ışık verir; hayat girdiği eşyanın programına göre ayrı ayrı etki ve tesir icra eder.
Hayat basittir; yani tek yapı olduğundan maddî varlıklar gibi mürekkep değildir. Bu sebeple her yerde bulunabilir; tahlili, yani çözülmesi ve dağılımı söz konusu değildir. Dünya hayatındaki hayat ise cismaniyet gibi daimî değildir. Hayat-ı bâkiye için terakki ve tekâmül ederek ahiret hayatına lâyık bir noktaya gelir.
İnsan hayatının da beş tabakası vardır[9]: Dünya hayatı, Hızır ve İlyas (as.) hayatı, İdris ve İsa (as.) hayatı, Ehli kuburun hayatı, Şehitlerin hayatı.
Hayat, bütün meratibiyle ve ahiretteki daimî hayatıyla Cenab-ı Hakk'ın
Hayy ve
Muhyi isimlerinin şuaları ve akisleridir. Nasıl ki ışık ve aydınlık güneşin parıltıları olup güneşten haber veriyorsa, varlıklardaki fânî hayat ile Hayy-ı Kayyum'un zatî olan hayatı da birbirine karıştırılmamalıdır. Hayat, bütün meratibiyle Cenab-ı Hakk'ın isimlerinin ancak zayıf bir gölgesi olabilir. Varlıklardaki hayat mümkinattandır; Cenab-ı Hakk'ın hayat-ı zâtiyesi ise vücub mertebesindedir. İmkân ile vücub arasında ne kadar fark varsa, mevcudattaki hayat ile Cenab-ı Hakk'ın hayatı arasında da o derece fark vardır.
Ruh Nedir?
Lügat bakımından ruh; rih, revh ve rah kökünden gelir; nefes, rüzgâr, rahatlama ve kuvvet manalarına gelir.
[10] Ruh; İnsanın ana rahminde oluşumu sırasında melek tarafından bedenine üflenen ve ölüm anında yine melek tarafından bedenden alınan; idrak eden, bilen bir hakikattir. Önce biyolojik canlılığa sahip beden teşekkül eder; sonra algılayıcı ve bilici öz olan ruh ona eklenir.
Bediüzzaman'a göre Ruh; "Zîhayat, zîşuur, nuranî vücud-u harici giydirilmiş cami bir hakikattir."
[11] Külliyet tespit etmeye münhasıran bir kanun emridir.
Kur’an’da İsrâ Suresi 85. ayetinde; "De ki: Ruh Rabbimin emrindendir." ferman-ı celîli ile âlem-i emirden gelen, zîşuur bir kanundur, kudret-i ezeliye ona haricî vücut giydirmiştir. Bu sebeple ruh; bekaya daha layıktır, zîvücuttur, hakikat-i hariciyeye sahiptir, zîşuurdur, zihayattır. Şayet nevilerdeki kanunlara haricî vücut giydirilseydi ruh olurlardı; ruh da şuurunu bıraksaydı ölümsüz bir kanun olurdu.
İslam Âlimlerine Göre Ruh
Gazali’ye göre; insan ruhu denilince canlılık, bilinç, idrak, akıl, irade gibi niteliklere sahip bir öz dür. İnsanın hayvanlardan ayrı ruhu, hatta insanlarla birbirlerinin farklılıkları ruhların ayrı ayrı oluşundandır.
İbnü'l-Cevzi'ye göre; 8 ayrı manaya gelebilir. Âdem’in bedeni çamurdan yapıldı, sonra ona ruh verildi; insanda da ana rahminde sperm ile oluşumu başladı, 120 günlükken ruh melek tarafından ona üfürüldü.
Elmalılı'ya göre; biyolojik canlılık anlamına gelen ruh melek tarafından üfürüldü. Rabbi'nin emri olan ve Kur'an'da nefis olarak adlandırılan ruh ise Allah tarafından insana üflendiği görüşündedir.
Bedreddin el-Aynî'ye göre; ruh ve nefis bilmek, akıl yürütmek gibi insani niteliklerin kaynağını teşkil eder; beden ve duyu organları ise ruhun vasıtaları hükmündedir.
İbn-i Sina'ya göre; ruh maddî bedenden ayrı manevî bir cevherdir, bedeni bir alet olarak kullanır ve kişinin kendi idrakini göstermek üzere verdiği ünlü örnek "insan-ı tayer" olarak adlandırılmış ve bütün batıda etkili olmuştur.
Bursevî'ye göre; tek ilahi bir mana olmakla beraber; zati, izafi, hayvani diye üçe ayırır.
Zatî ruh: Bütün eşyanın varlık kazanmasını sağlayan tek ilahi bir tecellidir, ruhun bu tecellisine Feyz-i Akdes denilir.
İzafi ruh: Âleme hayatı bahşeden manadır. Bu ruhun zahirinden cisimler âlemi, batınından melekût âlemi yaratılmıştır. Cenab-ı Hakk'ın zatına izafe edilen bu ruha âlem mertebelerine göre muhtelif isimler verilir.
Hayvanî ruh: İnsan söz konusu olduğundan izafi ruhun bedene taalluk etmesiyle bedene canlılık kazandıran ruhtur, hayvani ruha nefs de denir.
Hayat ile Ruh Arasındaki Farklar
Hayat, bütün özellikleriyle ruhun bir sıfatıdır. Maddeye göre hayat ne kadar kıymetli ise, hayata göre ruh da o derece kıymetli ve yücedir. Bir fabrikanın maddî yapısı insanın bedeni gibidir; onu çalıştıran elektrik hayata benzer. Fabrikanın beyni, programı, sevk ve idare merkezi ise insanın ruhu gibidir. Bu bakımdan hayat, canlılık ve hareketi sağlayan umumî bir kuvvet; ruh ise bu hayatı taşıyan, yöneten ve anlamlandıran şuurlu bir hakikattir.
Hayat; elektrik, hava ve ziya gibi basit mahiyetli, her yerde bulunabilen, temas ettiği varlıklara hareket ve canlılık kazandıran, bütün kâinata yayılmış ilahî bir san'at-ı Rabbaniyedir. Ruh ise hayatın bütün özelliklerine sahip olmakla beraber, daha cami, daha kapsamlı, şuurlu, idrak sahibi, muhakemeli ve vücud-u haricisi bulunan müstakil bir varlıktır. Hayat umumî bir tecelli olarak her varlığın istifade ettiği ilahî bir nimet iken, ruh insana melekler vasıtasıyla verilir ve yine ölüm anında melekler tarafından bedenden alınır.
Beden-i insani, bütün aza ve cevarihin tarlasıdır; ruh-ı insan bütün istidat, kabiliyetlerin ve hissiyatın tarlasıdır. İkisini birbirlerine rapteden ve birleştiren hayattır.
Ruhun kendini muhafaza eden ve devam ettiren kuvveleri (akliye, şeheviye, gadabiye) vardır, hayatta bunlar yoktur. Allah'tan gelen kuvvete de ruh denilir, meleklere de ruh denilir (Ruhü'l-Emin Cibril'dir). Ama hayata bu manalar yüklenemez.
Ruh, yaptığı fiillerden derecesine göre sorumludur; mükâfatı ve mücazatı vardır, terakki ve tedennisi söz konusudur. Hayatın ise böyle bir vazifesi ve sorumluluğu yoktur. Ruh çözülmeyen, parçalanmayan, maddeden etkilenmeyen ve tekâmül ederek varlığını sürdüren kalıcı bir cevherdir. Buna karşılık dünya hayatındaki cismanî hayat, biyolojik fonksiyonlarla ortaya çıkar, zamanla zayıflar ve ölümle birlikte sona erer.
En önemli farklardan biri de şuur ve bekâ yönündendir. Ruh şuur sahibidir; kendisini, benzerlerini ve Hâlıkını bilir, kulluk ve sorumluluk şuurunu taşır. Hayatta ise şuur aranmaz; bitkilerde ve hücrelerde de biyolojik canlılık olarak bulunabilir. Ölümle birlikte hayatın cismanî tezahürü sona ererken, ruh bedenden ayrılır, varlığını devam ettirir, bekaya mazhar olur ve latif bir bedenle hayatına devam eder.
Özetle, hayat bütün canlılara canlılık ve hareket kazandıran ilahî bir kuvvet ve tecelli iken; ruh, hayatın bütün özelliklerini taşıyan fakat bunlara ilave olarak şuur, idrak, muhakeme ve müstakil varlık sahibi olan, âlem-i emirden gelen ve bekaya mazhar bir hakikattir. Hayat, ruh ile beden arasında irtibatı sağlayan umumî bir canlılık prensibi; ruh ise insanın şahsiyetini, idrakini ve sorumluluğunu taşıyan müstakil bir cevherdir.
Allah'ım! Bizlere verdiğin tüm istidatları İslâmiyet'in suyu, imanın ziyası ve ubudiyetin terbiyesiyle inkişaf ettirmeyi; Kur’an’ın emirlerine ittiba ederek bütün manevî cihazlarımızı yaratılış gayelerine yöneltmeyi nasip eyle. Ruhumuzu âlem-i berzahta ve âlem-i âhirette semere verecek bâki bir şecerenin mübarek ve münevver bir meyvesi eyle. Bizleri ebedî saadete ve Senin rızana mazhar olan kullarından eyle. Âmin.
Mahmut POLAT
08.08.2026
[1] BSN, Zehra Yayıncılık online, Sözler, 578 s
[2] BSN, Zehra Yayıncılık online, Sözler, 632 s
[3] BSN, Zehra Yayıncılık online, Sözler, 633 s
[4] BSN, Zehra Yayıncılık online, Sözler, 635 s
[5] BSN, Zehra Yayıncılık online, Lama’lar, 6550-552 s
[6] BSN, Zehra Yayıncılık online, İşaratü'l-İ'caz, 140 s
[7] BSN, Zehra Yayıncılık online, Lama’lar, 560 s
[8] İsra Suresi: 44. ayet
[9] BSN, Zehra Yayıncılık online, Mektubat, 11-13 s
[10]S.Ateş,
Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri (İst.Yeni Ufuklar Neş. 1988),5/234. İbn Manzûr, 1993, "r-v-h" maddesi
[11] BSN, Zehra Yayıncılık online, Sözler, 865 s
Yorum Yap