Risale Portal
DAVA İNSANINDAKİ AYRILMAZ DEĞER: CİDDİYET
30.07.2024 19:22
DAVA İNSANINDAKİ AYRILMAZ DEĞER: CİDDİYET
Bu sözler ahir zaman peygamberinin fem-i mübarekinden dökülen ve onun davasında ne kadar cesur, azimli ve ciddi olduğunu ifade eden sözlerdir. Büyük devletler ve büyük dinler, hattâ kavim ve kabîlesi ve amcası ona şiddetli adavet ettikleri halde, o en küçük bir tereddüt dahi geçirmiyor.
İkisinde de aynı kararlılık ve ciddiyet. Bu durum bize bir dava sahibinin zihninde ve amelinde daima canlı tutması gereken özellikleri olsa gerek.
Kısaca ciddiyet kavramına değinecek olursak; ağırbaşlılık, gayretlilik ve hürmete değer şahsiyet sahibi olmak olarak ifade edebiliriz. Mana-yı muhalifi ile; iş ve vazifede gevşeklik ve ihmalkârlık, davranışlarda laubalilik ve hafiflik anlamlarına gelmektedir.
Diğer bir mânâsıyla ciddiyet, bir kimsenin esas gaye edindiği dâvasını ve vazifesini tam bir alâka ve gayretle ele alması, hassasiyetle ve fedakârane takib etmesidir.
Ciddiyet, herkes için ehemmiyetli olmakla beraber, hizmet ehli için daha çok ehemmiyetlidir.
Risale-i Nurlardaki “ciddiyet” kavramına verilen ehemmiyeti anlamaya çalışacağız. Öncelikle ahlak-ı peygamberîde (asm) olan ciddiyeti ve sonra da Hz Bediüzzaman’ın hem kendi hayatında bizzat uygulamasını yaptığı hem de talebelerine tavsiye ettiği bu konuyu inceleyeceğiz.
Ahlak-ı Peygamberîdeki (asm) ciddiyete örnekler verecek olursak Mesnevi-i Nuriyedeki şu ifadeler karşımıza çıkıyor.
Daha sonra peygamber özelinde bir dava insanında olması gereken vasıflara değinirken ciddiyete de ciddi önem atfediyor.
Hz peygamber ve onun varisleri olan Ashab-ı Resul efendilerimiz ve Ulema- İslam da aynı dava uğruna mücadelesini vererek bizlere örnek şahsiyetler olmuşlardır. Bir dava insanında ve ehl-i hizmette tebarüz eden vasıflardan birinin ciddiyet olması gerektiğini ifade etmişlerdir. Risale-i Nurda bununla alakalı birkaç bölümü sizlere aktarmak isterim.
Hizmet-i Kuraniyede bulunan kardeşlerimize Şefkat tokatlarında ikazlar yapılırken ciddiyette noksaniyet olmaması gerektiğine dair uyarılar yapılmaktadır.
- "Bunu bilesin ki, ey amca!
Bu sözler ahir zaman peygamberinin fem-i mübarekinden dökülen ve onun davasında ne kadar cesur, azimli ve ciddi olduğunu ifade eden sözlerdir. Büyük devletler ve büyük dinler, hattâ kavim ve kabîlesi ve amcası ona şiddetli adavet ettikleri halde, o en küçük bir tereddüt dahi geçirmiyor.
- "Yüzer milyon kahraman başların feda oldukları bir kudsî hakikata, başımız dahi feda olsun. Dünyayı başımıza ateş yapsanız, hakikat-ı Kur'aniyeye feda olan başlar, zındıkaya teslim-i silâh etmeyecek ve vazife-i kudsiyesinden vazgeçmeyecekler inşâallah!" (Lem'alar)
İkisinde de aynı kararlılık ve ciddiyet. Bu durum bize bir dava sahibinin zihninde ve amelinde daima canlı tutması gereken özellikleri olsa gerek.
Kısaca ciddiyet kavramına değinecek olursak; ağırbaşlılık, gayretlilik ve hürmete değer şahsiyet sahibi olmak olarak ifade edebiliriz. Mana-yı muhalifi ile; iş ve vazifede gevşeklik ve ihmalkârlık, davranışlarda laubalilik ve hafiflik anlamlarına gelmektedir.
Diğer bir mânâsıyla ciddiyet, bir kimsenin esas gaye edindiği dâvasını ve vazifesini tam bir alâka ve gayretle ele alması, hassasiyetle ve fedakârane takib etmesidir.
Ciddiyet, herkes için ehemmiyetli olmakla beraber, hizmet ehli için daha çok ehemmiyetlidir.
- Evet, مَنْ طَلَبَ وَ جَدَّ وَجَدَ (Kim bir şeyi ister ve bunda ciddi olursa onu bulur) bir düstur-u hakikattır. Külliyeti geniş ve genişliği mesleğimize de şamil olabilir. (Lem’alar) diyen Bediüzzaman ciddiyetin önemini veciz bir şekilde ifade etmiştir.
Risale-i Nurlardaki “ciddiyet” kavramına verilen ehemmiyeti anlamaya çalışacağız. Öncelikle ahlak-ı peygamberîde (asm) olan ciddiyeti ve sonra da Hz Bediüzzaman’ın hem kendi hayatında bizzat uygulamasını yaptığı hem de talebelerine tavsiye ettiği bu konuyu inceleyeceğiz.
Ahlak-ı Peygamberîdeki (asm) ciddiyete örnekler verecek olursak Mesnevi-i Nuriyedeki şu ifadeler karşımıza çıkıyor.
- Siyer-i nebeviyenin şehadetiyle derece-i vüsûku ve kemal-i ciddiyet ve metaneti ve bütün işlerinde ve harekâtında kuvve-i emniyeti, hakka mütemessik ve hakikate sâlik olduğunu tasdik eden kat’î delillerdir. (Mesnevî-i Nuriye)
- O zât-ı nurânî, okuduğu o hutbe-i ezeliyeyi öyle bir tarzla okuyor ne tereddüdü var, ne hicabı, ne korkusu var, ne teessürü...
- Hem samimî bir safa-i kalble, hâlis bir ciddiyetle, hasımlarının damarlarına dokundurmak üzere, akıllarını tezyif, nefislerini tahkir edip izzetlerini kırıyor. Acaba böyle bir dâvâda, böyle bir makamda, böyle bir şahıstan zerre miskal bir hilenin bu meseleye karışmasına imkân var mıdır? (Mesnevî-i Nuriye)
Daha sonra peygamber özelinde bir dava insanında olması gereken vasıflara değinirken ciddiyete de ciddi önem atfediyor.
- Vazifesinde nihayet hüsnündeki secâyâ-yı gàliyesini ve kemâl-i emniyetini ve kuvveti imanını ve gayet itminanını ve nihayet vüsukunu gösteren fevkalâde takvâsı, fevkalâde ubudiyeti, fevkalâde ciddiyeti, fevkalâde metaneti, dâvâsında nihayet derecede sâdık olduğunu Güneş gibi âşikâre gösteriyor. (Sözler)
- Şimdi, şu zâtın delâil-i sıdkı ve berâhin-i nübüvveti, yalnız mu’cizâtına münhasır değildir. Belki, ehl-i dikkat için, hemen umum harekâtı ve ef’âli, ahval ve akvâli, ahlâk ve etvârı, sîret ve sureti, sıdkını ve ciddiyetini isbat eder.» (Mektubat)
Hz peygamber ve onun varisleri olan Ashab-ı Resul efendilerimiz ve Ulema- İslam da aynı dava uğruna mücadelesini vererek bizlere örnek şahsiyetler olmuşlardır. Bir dava insanında ve ehl-i hizmette tebarüz eden vasıflardan birinin ciddiyet olması gerektiğini ifade etmişlerdir. Risale-i Nurda bununla alakalı birkaç bölümü sizlere aktarmak isterim.
Hizmet-i Kuraniyede bulunan kardeşlerimize Şefkat tokatlarında ikazlar yapılırken ciddiyette noksaniyet olmaması gerektiğine dair uyarılar yapılmaktadır.
- Hizmet-i Kur’âniyenin bir silsile-i kerameti ve o hizmet-i kudsiyenin etrafında izn-i İlâhî ile nezaret eden ve himmet ve duasıyla yardım eden Gavs-ı Âzamın bir nevi kerameti beyan edilecek. Tâ ki, bu hizmet-i kudsiyede bulunanlar, ciddiyetlerinde, hizmetlerinde sebat etsinler.» (Lem’alar
- Hizmet-i Kur’âniyede bulunana, ya dünya ona küsmeli veya o dünyaya küsmeli.
- Tâ, ihlâsla, ciddiyetle hizmet-i Kur’âniyede bulunsun.
- İşte, Hulûsi’nin kalbi çendan lâyetezelzel idi. Fakat bu vaziyet onu fütura sevk ettiğinden, şefkatli tokat yedi. Tam bir iki sene bazı münafıklar ona musallat oldular. Dünyanın lezzetini de kaçırdılar. Hem dünyayı ondan, hem onu dünyadan küstürdüler. O vakit vazife-i mâneviyesindeki ciddiyete tam mânâsıyla sarıldı.» (Lem’alar
- Hulûsi ise, âhirdeki Sözler’in ve ekser Mektubat’ın yazılmasına onun gayreti ve ciddiyeti en mühim sebeb olması. Ve Sabri’nin dahi On Dokuzuncu Mektup gibi bir sülüs-ü Mektubat’ın yazılmasına sebeb, onun samimî ve ciddî iştiyakı olmasıdır.»
- (Barla Lâhikası)
- Kardeşimiz Hasan Âtıf, hakikaten Risale-i Nur’un hizmetine pek çok lâyık ve müstaiddir. Müstesna hattıyla beraber ihlâsı, irtibatı, alâkadarlığı, ciddiyeti, sadakati dahi mükemmeldir. Cenab-ı Hak onun emsalini çoğaltsın.» (Kastamonu Lâhikası
- Hizmete mâni olmak isteyenlere karşı en büyük silahın yine ciddiyet olacağını “Evet, azim ve sebâtınız ve ihlâs ve ciddiyetiniz, ehl-i dünyayı mağlûb etmiş ve ediyor.” (Kastamonu Lâhikası) tesbitiyle ifade etmiştir.
- «Risale-i Nur şakirdlerinde fevkalâde bir sadakat ve sebat ve uhuvvet ve ihlâs ve kahramanlık var ki, bu acib zamanda binler esbab-ı fesat ve ifsat içinde vahdetlerini ve ittifaklarını ve hizmette ciddiyetlerini muhafaza ediyorlar.
- Bu kadar fırtınalı hadiseler içinde Risale-i Nur’u muattal bırakmadınız, söndürmediniz. (Kastamonu Lâhikası) sözleriyle de bu hakikati perçinlemiştir.
- Hasmınız ve İslâmiyet düşmanı olan frenkler, dindeki lâkaytlığınızdan pek fazla istifade ettiler ve ediyorlar. Hattâ diyebilirim ki, hasmınız kadar İslâma zarar veren, dinde ihmalinizden istifade eden insanlardır. Maslahat-ı İslâmiye ve selâmet-i millet namına, bu ihmali a’mâle tebdil etmeniz gerektir. Görülmüyor mu ki, İttihatçılar o kadar harika azim ve sebat ve fedakârlıklarıyla, hattâ İslâmın şu intibâhına da bir sebeb oldukları halde, bir derece dinde lâübâlilik tavrını gösterdikleri için, dahildeki milletten nefret ve tezyif gördüler. Hariçteki İslâmlar dindeki ihmallerini görmedikleri için hürmeti verdiler. (Mesnevî-i Nuriye)
- Evet, Hürriyetçilerin ahlâk-ı içtimaiyede ve dinde ve seciye-i milliyede bir derece lâübalilik göstermeleriyle, yirmi-otuz sene sonra dince, ahlâkça, namusça şimdiki vaziyeti gösterdiği cihetinden, şimdiki vaziyette de, elli sene sonra bu dindar, namuskâr, kahraman seciyeli milletin nesl-i âtisi, seciye-i diniye ve ahlâk-ı içtimaiye cihetinde ne şekle girecek, elbette anlıyorsunuz. (Emirdağ Lâhikası)
- “Ahlâk-ı âliyenin, hakikatin zeminiyle olan rabıta-i ittisali ciddiyettir” (Muhakemat)