Risale Portal
Lem'alar

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ LEM'ALAR ESERİ VE TE’LİF EDİLDİĞİ KONJÖKTÜR
Bediüzzaman Said Nursi Lem’alar eserini 1932-1936 yılları arasında te’lif ettiğini gözlemlemekteyiz.[1] Bu yıllar Türkiye’de kurulan yeni rejimin ilke ve inkılaplarının en katı ve baskıcı bir şekilde uygulandığı yıllardır. Laik ve seküler bir nitelikte olan yeni devlet, Osmanlı ve İslami geleneği ortadan kaldırıp yerine referans aldığı Batı materyalist felsefesi ve bilimini ikame ederek modern bir din oluşturmaya başlamıştır. Yapılan inkılaplar zoraki yapılmış. Mesela iki örnek; ibadetlerin Türkçe olmasının zorunlu hale gelmesi, Ayasofya camisinin müzeye dönüştürülmesi Lem’alar’ın telif edildiği zamanlara denk gelmektedir. İnkılaplara karşı gelenler ve muhalefet edenler de en ağır biçimde cezalandırılmıştır. En somut örneği de 1937 Dersim isyanıdır. Cezalandırmalar, kimi zaman bir suikast kimi zaman hapis ve kimi zaman sürgün şeklinde oluyordu. Bediüzzaman hazretleri ve talebeleri de bu baskılardan paylarına düşeni fazlasıyla almışlardı. İşte Lem’aların yazıldığı dönem yine yeni bir sürgün dönemine denk gelmektedir. Bu sürgün 2.Barla sürgünüdür.
“Hazret-i Üstâd Bediüzzaman, Barla’ya sürgün gönderildiği seneler, Türkiye’de dinsizlik rejimini yerleştirmek için, çoktan beri plân kurup pusuda fırsat bekleyen gizli zındık komiteler; yeni hükûmetin, “hilâfetin ilgası ve lâdinî Cumhuriyet prensibini benimsemesi” gibi inkılablı hareketlerini, kendi plân ve projelerine müsaid ve esnek bularak, fırsat ganimeti ve müsaid zemin addederek zehirlerini kusmaya başladılar. Başta İslâm dininin kök ve temelleri olan imanın erkânına karşı gazete ve kitaplarla alenî olarak hücuma geçtiler. O zamanki hükûmet, buna da fikir ve vicdan hürriyeti diyordu... Kimisi haşri inkâr, kimisi melaike ve cinlerin vücudunu inkâr, kimisi Hazret-i Muhammed’in (A.S.M.) peygamberliğini tezyif, kimisi Arap düşmanlığı altında Kur’ân-ı Azimüşşan için, haşa çöl kanunu diye inkâr ve tezyif şeklinde meydana çıktılar. Lâdinî cumhuriyetin, onların zehirli fikirlerine, açık ve esnek kanunlarında, fikir ve vicdan hürriyyeti namı altındaki hükümlerine dayanarak, serbest zehir saçtılar. Halbuki bunları yapanlar, güya birkaç sene önce İslâm dini müdafii olan Osmanlı ve Türk idiler. Lâkin hükümeti idare edenlerin içinde bile, bu gizli zındık komitelerin adamları, belki Türkiye’deki gizli şubelerinin reisleri de var idi. Böylece bir taraftan Meclis’ten çıkan esnek kanunlara, bir taraftan da hükûmette mühim mevkiler işgal etmiş adamlarına sırtlarını dayayarak, zehirler saçmaya, açıktan açığa gazete ve kitaplarla küfrî olan fikriyatlarını yaymaya başladılar.
İşte Üstâd Bediüzzaman, bu dinsiz, zındık komitelerin bütün plân ve desiselerinin kökünü kazıyacak şekilde, Kur’ân’dan aldığı küllî ilham şu’leleri ile; akıl, mantık ve hikmet meydanında eserler vücuda getirdi. Barla’da hiçbir zaman boş durmadı. Mütemadiyen imanın erkânını tahkim edecek ilmî ve aklî eserlerle, imanın tüm hakikatlarını ispat edecek ve gizli dinsiz komitelerinin sinsi ve sistemli yaygaralarını kökünden kazıyıp tar ü mar edecek eserler te’lif etti. Yazdığı eserler, Kur’ân’ın ve imanın etrafında delinmez, kırılmaz çelikten mânevi bir sur oldu. Böylece ehl-i imanın imanlarını bütün şüphe ve vesveselerden mahfuz kıldığı gibi, inkârcı dinsizlerin gayızlı, kinli tüm plân ve projelerini akim bıraktı. Ağızlarını tıkadı. Âlemde ilim ve akıl meydanında onları hayvandan yüz derece aşağı düşürdü ve hakeza!..”[2]
Barla Lahikalarından Lem’aların telif sürecini gözlemle biliriz. Hatta Lem’alar ve Barla Lahikasını birlikte okumak daha anlamlı olacaktır. Tarihçe-i Hayat ile birlikte şöyle bir panorama karşımıza çıkıyor;
Barla’da “Bediüzzaman’ın olabildiğince teenni içinde bir çalışmayla çevresine ilmi ve fikri hizmetler sunması, merkezi ve yerel hükümetin gözünden kaçmamıştır… Gelişmeler üzerine Isparta Valiliğine gönderilen Emniyet genel müdürlüğüne ait 10/17/1934 tarihli talimata göre, inkılabımız aleyhinde yürümekte olan bu şahsın Uluborluda bırakılması muvafık değildir. Hemen merkezi vilayete aldırılarak harekatının çok yakından göz önünde bulundurulması ve katiyen menfi propaganda yapmasına meydan verilmemesi emri iletilir…
Dokuz yıla yakın süren Barla Isparta süreçleri Risale-i Nur’un sırren tenevveret perdesi altında büyük bölümünün yazıldığı bir süreçtir… Isparta’da maruz kaldığı muameleleri anlatan Saidi Kürdi; kendisine “karşı en ziyade sıkıntı veren ve hakkında adavet besleyen ve belki hürmetsizlik eden bir kısım maarif dairesine mensup olanlarla az bir kısım resmi hocalar” olduğunu söyler. 22.Lem’a bu sürece ilişkin bazı suçlamalara ve sorulara cevap vermektedir.[2]
Gerek resmi yazışmalar ve takip fişleri gerek Said-i Nursi biyografileri bize Isparta sürgün döneminin Bediüzzaman etrafında ortaya çıkan cemaatin sosyal bir harekete yol açacak denli güç kazandığını söylemektedir. Sosyal hareketliliği başlatan, Said-i Nursi'nin insanları örgütleme kabiliyetinden çok yazdığı eserlerin insanlar üzerinde bıraktığı tesirdir.
Devletin Risale-i Nur metinlerinin ilmi yetkinliğini göz ardı etmesi ve Said-i Nursi merkezli bu yeni hareketin dinamiklerini her defa fiziksel koşullara bağlayarak Said-i Nursi'nin şahsına ve etrafında dikkat çeken isimlere yönelmesi; genel çalışmaların nispeten baskıyla karşılaşmadan yayılmasına neden olduğundan kendisi tarafından Allah'ın inayeti olarak görülmüştür. Bir süre sonra Isparta'daki Risale-i Nur hizmetleri devleti üst düzeyde alarma geçirmiş ve üst üste aramalar, sorgulamalar başlatılmıştır. Kapısına, kendisiyle görüşmekten dolayı zarar görmemeleri için uyarı levhası bile asan Said-i Nursi yine de çevreden gelen teveccühleri kısıtlayamamıştır. Bir cuma günü dışarı çıktığında binlerce insan saygı içinde etrafına toplanmış ve o esnada kimliği belirsiz kişilerce Valinin makamına Haşir Risalesi bırakılmıştır. Olay üzerine "Bediüzzaman ve talebeleri vilayeti bastılar" şeklinde şayia kopartılıp durum Ankara'ya bildirilmiştir. Öteden beri Said-i Nursi'yi göz altında tutan yetkililerin kaçakçılıkla ilgili olduğu ileri sürülerek yapmak istedikleri aramalar erkene alınmış ve ortaya çıkan bazı mektup ve Risale-i Nur parçalarına suç unsuru olarak el konulmuştur. Bu olay gerekçe gösterilerek Said-i Nursi olayını rejim aleyhtarı örgütlü suç kapsamına sokmak suretiyle geniş bir tasfiye operasyonu başlatılmıştır. Kürt şehirlerinde yaşayan bazı dostlarına kadar uzanan operasyonlar esnasında kendisine ve talebelerine şiddet uygulanmıştır. Bir yandan mahkeme dosyaları hazırlanırken diğer yandan Said-i Nursi ve talebelerinin idam edileceği yönünde haberler yayılmıştır. Said-i Nursi'nin idam kastıyla hapse konulmasından doğabilecek muhtemel isyan hareketlerini dikkate alan hükümet reisi İnönü, Kürt vilayetlerine resmi gezi düzenleyerek Kürtlerin nabzını tutmuştur. İçişleri Bakan'ı bizzat Isparta'ya gelerek süreci yönetmeye çalışmış, operasyona ilişkin haberler ulusal gazete manşetlerine taşınmıştır…
1935'te Ankara'dan gelen direktifle Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava, Said-i Nursi'yi idam etme maksadıyla açılmıştır. Geniş bir alanda başlatılan tutuklamaların dünya basınına düşmesi hükümetin keyfi davranmasını zorlaştırmıştır. İçişleri Bakanlığı'nın "ecnebi gazetelerinin aleyhimizdeki yazıları hakkında" genel basın müdürlüğüne yazdığı notlar hükümetin uluslararası camiada vermek istediği “yurtta sulh cihanda sulh" imajını yıkacağından olsa gerek beklenmedik şekilde resmî açıklamaların şiddetini düşürmüştür. Uluslararası basınının iç durumu karışık gösterme amacı güttüğünü ileri süren İçişleri Bakanlığının yazışmaları gelişmeleri tepkiyle ve kaygıyla izlemiştir. Isparta olayının bu şekilde uluslararası kamuoyunun gündemine girmesi, idam veya mutlak tecrid gibi daha önce düşünülen ağır cezalar yerine, isnat edilen suç sabit bulunmayarak mahkeme on bir ay ceza kararı çıkarmıştır. Karara itiraz eden Bediüzzaman, bu cezanın beygir hırsızlarına ve kız kaçırıcılarına layık olduğunu belirterek kendisinin ya beraatına veya idamına veyahut yüz bir sene mahkûmiyetine hükmedilmesini istemiştir.[3]
Lem’alar kitabı, 33 bölümden meydana gelmektedir.[4]
BİRİNCİ LEM’A: Telif tarihi tahminen 1932. Bu yıllarda dünyada yoğun olarak bir materyalizm akımı mevcut idi. Kâinattaki bütün iş ve işlemler yaratıcı yerine sebeplere veriliyordu. 1. Le’ma tam olarak bu ortamda yazılmış olup ümitsiz ve boş vermiş kişilere bir yardım kaynağı olmuştur.
“Yunus peygamberin başına gelen musibetler ile insanoğlunun nefsin kötü arzu ve isteklerine uyması halinde başına gelebilecek musibetler arasında kıyas yapılmaktadır. Yunus peygamberin karşı karşıya kaldığı musibetin etki derecesinin dünya hayatı ile sınırlı olduğunu ifade eden yazar, insanın nefsin kötü arzularına uymasıyla ahiret hayatına zarar verebilecek daha büyük sonuçlarla karşı karşıya kalabileceği anlatılmaktadır. Yunus peygamberin çaresiz olduğu bir anda yaptığı münacatın kurtuluşuna vesile olduğu anlatılır. İnsanın dünya ve ahiret hayatı için nefsiyle karşı karşıya kaldığı mücadeleyi anlatır.”[5]
İKİNCİ LEM’A: Te’lif tarihi tahminen 1932’dir. Hz. Eyyûb'un (a.s.) duasını anlatan âyet-i kerimenin bir tefsiri olup, musibet ve hastalıklara karşı sabrın önemini açıklar, asıl musîbetin küfür ve sapıklık olduğunu ispat eder.
ÜÇÜNCÜ LEM’A: Te’lif tarihi tahminen 1932 olup bekà için yaratılan ve bekàya âşık olan insan ruhunun, Cenâb-ı Hakka karşı hakikî görevini bilmekle hem dünyada hem de ebedî hayatında huzur ve saadeti kazanacağını açıklayan bir tefsirdir.
DÖRDÜNCÜ LEM’A: Te’lif tarihi tahminen 1932 olup Ehl-i Sünnet ve Cemaat ile ehl-i Şia olan Alevîler arasındaki meselelerin hakikatini açıklar.
BEŞİNCİ LEM’A: “Hasbunellahu ve ni’mel wekil” âyetinin gayet mühim bir hakikatini on beş mertebe ile beyan edecek bir risale olacaktı. Fakat hakikat ve ilimden ziyade, zikir ve tefekkür ile münasebettar olduğundan şimdilik tehir edildi. Çendan On Birinci Lem’a olan “Mirkatü’s-Sünneti ve Tiryaku Marazı’l-Bid’a” namındaki gayet mühim bir risale Beşinci Lem’a namıyla bidayeten yazılmıştı. Fakat o risale, on bir nükte-i mühimmeye inkısam ettiğinden On Birinci Lem’a’ya girdi. Beşinci Lem’a açıkta kaldı.
ALTINCI LEM’A: “La hawle wela quwwete illa billahil aliyyil azim” cümlesinin ifade ettiği çok âyâtın mühim hakikatini yine on beş yirmi mertebe-i fikriye ile beyan edecek bir risale olacaktı. Bu Lem’a da Beşinci Lem’a gibi nefsimde hissettiğim ve harekât-ı ruhiyemde zikir ve tefekkürle müşahede ettiğim mertebeler olduğundan, ilim ve hakikatten ziyade zevk ve hale medar olmak cihetiyle, hakikat lem’aları içinde değil belki âhirlerinde yazılması münasip görüldü.
YEDİNCİ LEM’A: Te’lif tarihi tahminen 1932 olup Fetih Süresinin son üç ayetinin bir tefsiri olup, Kur’an’ın mucizeliğini gösterir şekilde, geleceğe dair verdiği haberleri anlatır.
Birincisi: Mekke Fethini haber verir.
İkincisi: Hudeybiye antlaşmasının dış görünüş itibariyle İslâm aleyhinde, gerçekte ise lehinde olduğunu belirtir.
Üçüncüsü: Hz. Peygamber (a.s.m.) ve Ashabının Kâbe’yi emniyet içinde tavaf edeceklerini belirtir.
Dördüncüsü: İslâm’ın bütün dinlere galebe çalacağı anlatılır.
Beşincisi: Peygamber Efedimizden (a.s.m.) sonra gelecek halifelerin özelliklerini haber verir.
Altıncısı: Tevrat’ın Sahabeye işaretleri anlatılır.
Yedincisi: İncil’in Sahabe hakkındaki haberlerini anlatır.
Bir tetimme: Fetih Süresinin son ayetinin haberini teyit eden ayet-i kerimenin izahıdır.
Birinci Nükte: Kur’an sarih manasıyla olduğu gibi işarî manasıyla da hakikat ifade eder.
İkinci Nükte: İnsanlık içinde doğru yoldan ayrılmayan beş taifeyi ele alır. Peygamberler, Sıddıklar, Şehitler, Salihler, Tabiinler ve onların reislerini anlatır.
Hatime: Bu tetimmeye ikinci bir izah. Hz. Hasan’a (r.a.) beşinci halife olarak işaret eden ayeti ele alır. Bismillah’ın ebced hesabıyla sırlarını açıklar.
SEKİZİNCİ LEM’A: Telif tarihi 1933 olup Keramet-i Gavsiye risalesidir. Sikke-i Tasdik-i Gaybî' risalesinde neşredilmiştir.
DOKUZUNCU LEM’A: Telif tarihi 1932 olup üç önemli sorunun cevabında ruha ait bir meseleyi, ilm-i cifirle ilgili açıklamaların yalnız bir işaretle bırakılmasının hikmetini ve Vahdetü'l-Vücud meselesini açıklar ve ispat eder.
Birinci Sualiniz: Hulûsi’nin nesebi hakkında bir açıklama.
Senin İkinci Sualinin Hülasası: Ruh ve Vahdet-i Vücudla ilgili ince bir mesele.
Üçüncü Sualiniz: İlm-i cifirle ilgili bir ders.
Dördüncü Sualiniz: Hz. İsa’nın (a.s.) babasız yaratılışı hakkında bir îzâh.
Muhyiddin-i Arabî hakkındaki sualin cevabına zeyldir.
Birinci Nükte: Vahdet-i Vücud meşrebine girmeye sebep olan konuları açıklar.
ONUNCU LEM’A: Telif tarihi tahminen 1934 olup Kur'ân hizmetinde bulunan Nur talebelerinin yanlış ve hatâlarına mukabil yedikleri şefkat tokatlarını anlatır.
ONBİRİNCİ LEM’A: Telif tarihi tahminen 1933 olup Sünnet-i Seniyenin ve ona uymanın önemini anlatır.
ON İKİNCİ LEM’A: te’lif tarihi 1934. İlim adamları tarafından eleştirilen, astronomi ile ilgili bazı âyetler tefsir edilir.
Birinci Nükte: İki noktadır.
Birinci Nokta: Rızkın doğrudan Allah’ın elinde oluşu anlatılır.
İkinci Nokta: Mantıkta imkânın çeşitleri nazara verilir.
Birinci Mesele-i Mühimme: Gökler gibi yerin de yedi tabaka oluşu îzâh edilir.
İkinci Mesele-i Mühimme: Göklerin yedi tabaka oluşu ispat edilir.
ON ÜÇÜNCÜ LEM’A: Şeytanların ve çirkinliklerin kâinatta yaratılmasının hikmetini ve şeytana karşı Allah'a sığınmanın önemini tefsir eden bir risâledir.
ON DÖRDÜNCÜ LEM’A: te’lif tarihi 1934’tür.
Birinci Makam: “dünyanın öküz ile balık üzerinde olduğuna” dair hadislerin mâhiyet ve hakiki anlamları açıklanır.
Birinci Esas: İsrail alimleri müslüman olunca eski bilgileri de onlarla birlikte Müslüman oldu.
İkinci Esas: Benzetmeler, ehlinin elinden halkın eline düşünce, yanlış anlamaya sebep olur.
Üçüncü Esas: Kur’ân ve hadis, derin meseleleri anlatmak için müteşabih üslûbunu kullanır.
Birincisi: Gök ve yerin müekkel melekleri vardır.
İkinci Vecih: “Devlet, kılıç ve kalem üstünde durduğu gibi insanlar da ziraat ve denizcilik ile geçimini sağlarlar” benzetmesi.
Üçüncü Vecih: Burçların biri balık, biri de öküz burcudur.
İkinci Sual: Âl-i Âba hakkındadır.
İkinci Makam: Bismillâhirrahmânirrâhîm’in binler sırrından altı sırrına dairdir.
Birinci Sır: Kâinat, yer ve insan simasında üç Rububiyet sikkesi vardır.
İkinci Sır: Vâhidiyet içinde ehadiyet cilvesi îzâh edilir.
Üçüncü Sır: Kâinatı şenlendiren rahmettir.
Dördüncü Sır: Rahmâniyet içinde ehadiyet sikkesi gösterilir.
Beşinci Sır: “Allah insanı Rahmân sûretinde yaratmıştır” hadisinin îzâhı yapılır.
Altıncı Sır: Rahmetin kıymeti anlatılır.
ON BEŞİNCİ LEM’A: Risale-i Nur Külliyatının Sözler, Mektubat ve On Dördüncü Lem’aya kadar olan kısmının fihristesidir. Fihrist Risalesinde neşredilecektir.
ON ALTINCI LEM’A: te’lif tarihi tahminen 1934 olup bazı önemli meselelere dair suallerin cevaplarıdır.
Birincisi: Ramazanda beklenen mânevî fetihlere engel olan sebebin îzâhı.
İkinci Meraklı Sual: Kendine zulmedenlere bile taraftarlık göstermenin sebebi.
Üçüncü Meraklı Sual: Savaş aleyhinde bulunma gerekçesinin îzâhı.
Dördüncü Meraklı Sual: Nur hizmetinde neden ihtiyat tavsiye ediliyor?
Hatime: Sakal-ı şerifle ilgili bir açıklama.
Birincisi: Mülhitlerin tenkit ettiği “Güneşin çamurlu bir çeşmede batması” âyetinin açıklaması
İkincisi: Zülkarneyn Seddinin nerede olduğu.
Üçüncüsü: Hz. İsa’nın ahirzamanda gelip, Deccalı öldüreceğinin îzâhı
İkinci Sualiniz: Sedd-i Zülkarneyn nerede, Ye’cüc Me’cüc kimlerdir?
Üçüncü Sualiniz: Hz. İsa’nın inmesiyle ilgili açıklama
ON YEDİNCİ LEM’A: Te’lif tarihi tahminen 1933 olup notalar suretinde yazılmış çeşitli konuları içeren bir Risâledir. Ele alınan konulardan bazıları şunlardır: İnsanın mahiyeti ve dünyaya ait şeylerin kaybolmasına üzülmenin yetersizliği, Allah’tan başkasını büyük görmeme, dünyanın geçiciliği ve ömrün faniliği, haşirde insanın cismiyle tekrar dirileceği, Avrupa medeniyeti ve fenleri, insanın kıymeti ve buna bağlı olarak kâfirlerin çokluğunun önemsizliği, v.s.
ON SEKİZİNCİ LEM’A: Te’lif tarihi 1934 olup Birinci Keramet-i Aleviye risalesidir. Sikke-i Tasdik-i Gaybî’de neşredilecektir.
ON DOKUZUNCU LEM’A: Te’lif tarihi 1934 olup israftan men edip, iktisat ve kanaati emreden âyetleri tefsir eden İktisat Risâlesidir.
YİRMİ VE YİRMİ BİRİNCİ LEM’ALAR: Bu iki risalenin te’lif tarihleri 1934 olup
İslamiyet’te ihlâsın en mühim bir esas olduğunun sırlarını anlatır. İhlâs Hakkındadır. Hayırlı amellerde ve özellikle uhrevî hizmetlerde muvaffak olmanın sırlarını açıklar.
YİRMİ İKİNCİ LEM’A: Te’lif tarihi 1934 olup Risâle-i Nur ve hizmeti üzerine yöneltilen bir kısım suallerin cevabıdır. Isparta’da maruz kaldığı muamelere ve “bu sürece ilişkin bazı suçlamalara ve sorulara cevap vermektedir. Nursi'nin verdiği cevaplar onun hukuk mücadelesinin nasıl bir düşünsel altyapıya sahip olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Soruların niteliğine bakıldığında konjonktürel Türkiye-Rusya ilişkilerinde ideolojik eksene oturan politik bir ittifakın izlerine rastlanmaktadır.”[6]
Hazret-i Üstâd’ın, bu keyfi, küfrî muameleler karşısında rahatsızlığı ve sıkıntısı çok ziyade idi. Bu alçakça bed-muameleler onun izzetine, şehameti fıtriyesine çok fazla dokunmuştu. Hayatında en cebbar ve zalim kumandanlara karşı tezellüle tenezzül etmemiş olan Hazret-i Bediüzzaman gibi bir insanın, böyle birkaç fasık ve vicdansız me’murlar tarafından ta’ciz edilmesi şüphesiz ki, onun asabına çok dokunmuştu. Maddî kuvvetle karşı koymak ise, onun hayatında ve mesleğinde yeri yoktu. 1929’dan 1934’e kadar zaman zaman ona reva görülen bed muamelelere karşı münafıkların başını dağıtacak nitelikte; ilim, akıl, hikmet ve hakikat meydanında elmas kılıç gibi kuvvetli ve cerh edilmez birer cevabî mukabele yazmakla yetiniyordu.
Bu risaleler ve cevablar Onüçüncü Mektub, Onaltıncı Mektup ve onun zeyli, Yirmi sekizinci Mektub’un Dördüncü Mes’elesi, Yirmidokuzuncu Mektub’un Altıncı Kısmı olan Hücumat-ı Sitte ve onun zeyli olan Es’ile-i Sitte risalesi ve Yirmi ikinci Lem’a gibi risalelerdir.
Bu risaleler; hakikat, ilim ve mantık sahasında onları ağız açamayacak şekilde susturuyordu. Evet susturuyordu amma, hakikat noktasında mağlub oldukları zaman, bu defa hükûmet kuvvetine dayanarak, maddî kuvvete müracaat ediyorlardı. Halbuki, hak ve hakikat maddi kuvvette değil, ilimde, akılda ve hukukta idi.
Bu yüzden, Hazret-i Üstâd’ın bu zulümlü keyfi işkencelere, tâğiyane taarruz ve bed muamelelere karşı izzet-i imaniyesi ve şehamet-i fıtriyesi dahilden heyecana gelmiş, asabına şiddetle dokunmuştu. Bir sene zarfında, yani 1934 senesi içinde dokuz tane mübarek dişlerinin düşmesiyle kendini göstermişti.[7]
YİRMİ ÜÇÜNCÜ LEM’A: Materyalist düşünce, XVII yüzyıldan itibaren Avrupa’nın kilisenin etkisinden kurtulmasıyla beraber tekrar canlanmıştır. XIX. Yüzyıldan itibaren bir sistem haline gelmiş ve kökünü tüm dünyaya salmaya başlamıştır. Osmanlı’da açılan batı kökenli okullar, batıya gönderilen öğrenciler ve tercüme faaliyetleriyle materyalist düşünce Osmanlıya girmiştir. Materyalizm, Dr. Abdullah Cevdet, Baha Tevfik, Beşir Fuad ve Celal Nuri gibi aydınlar sayesinde Osmanlı Devleti’nde hızla yayılmaya başlamıştır. Özellikle bu etkilenmede Ludwig Büchner’in, Baha Tevfik ve Ahmet Nebil’in tercüme ettiği “Madde ve kuvvet” adlı eserinin etkisi çok büyüktür. İçerdeki etkilenme ile hızla taraftar bulan (Cumhuriyet ile birlikte devlet felsefesi haline gelmiştir.) bu düşünce, İslam ile tamamen zıt fikirler barındırdığından büyük tepkiler olmuştu. Dönemin İslam âlimlerinden çok sert tepkiler almıştır. Nihayetinde en etkili tepkiyi Said Nursi vermiştir.”[8] Bu tepkisini; Her şeyin Allah tarafından yaratıldığını, ikna edici delillerle anlatan Tabiat Risâlesi ile vermiştir.
YİRMİ DÖRDÜNCÜ LEM’A: Te’lif tarihi 1934 olup Tesettür (örtünme) Hakkındadır.
YİRMİ BEŞİNCİ LEM’A: Te’lif tarihi 1934 olup “Hastalar Risalesi”dir. Ehl-i imâna gelen musibetlerin aslında birer musibet olmadığını, belki Cenâb-ı Hakkın bir hatırlatması ve şefkatli bir iltifatı olduğunu gösteren, şifâ hakkındaki âyetlerin bir tefsiridir.
YİRMİ ALTINCI LEM’A: Te’lif tarihi 1934 olup “İhtiyarlar Risâlesi”dir. Cemiyetin ve insan hayatının önemli bir kısmını teşkil eden ihtiyarlar ve ihtiyarlık hakkında çok lüzumlu ve güzel tesellileri ifade eden âyetlerin bir tefsiridir.
YİRMİ YEDİNCİ-OTUZUNCU LEM’ALAR kısmı, Eskişehir Hapishanesi’nde 1935-1936 yıllarında yazılmıştır. Müellif bu kitapta bulunan Tesettüre dair kaleme aldığı 24. Lem’a isimli eserinin İnkılaplar aleyhinde sayılması dolayısıyla talebeleriyle beraber tutuklanarak Eskişehir Hapishanesi’ne koyulmuş; mahkeme neticesinde 6 aylık bir hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Bundan dolayı 27. Lem’a ve 28. Lem’ada (1935) Mahkeme Müdafaaları ve Hapishane mektupları şeklinde yazılar bulunmaktadır. 29. Lem’a ise; 1935 yılında Arapça olarak yazılan tevhid delillerini gösteren imana dair yüksek bir tefekkürnâmedir.
Kitabın ismi olan Lem’alar, manevi parıltılar anlamına gelmektedir. Bu açıdan müellif sıradan bir insan açısından anlaşılması zor, fakat maneviyata âşina kişilerce idrak edilebilecek konu izahlarıyla karşılaşılacağını en başından okuyucuya ihtar ediyor. Bu açıdan 1935-1936 yıllarında te’lif edilen 30. Lem’a’da: İsm-i Kayyum bahsinin başında şöyle bir ikaz yapar: “ İsm-i Kayyum’un Birinci Şuaına herkesin fikri yetişmez, fakat hissesiz de kalmaz. Belki herhalde imanını kuvvetlendirir. ” Kitabın her bir lem’ası bir konuyu ele almakta ve o konuyu doğrudan ele alan bir veya birkaç âyeti serlevha etmektedir. Ayrıca metin içinde de o konuyla alakadar diğer Kur’an âyetlerini meal veya tefsir olarak işlemektedir. 30. Lem’ada, özellikle İsm-i Hayy ve İsm-i Kayyûm bahislerinde bunu rahatlıkla görebiliyoruz.
OTUZ BİRİNCİ LEM’A: Şualar ismi ile bağımsız bir kitap olarak basılarak neşredilmiştir.
OTUZ İKİNCİ LEM’A: Bediüzzaman’ın eski Said dönemine ait en son telifi ve Ramazan’da yirmi günde manzum bir eser olarak Sözler kitabında neşredilen Lemeat eseridir.
OTUZ ÜÇÜNCÜ LEM’A: 1921-1923- Mesnevî-i Arabî. [9]
Müellif Kitabın tamamında anlattığı bütün meseleleri güncel hayattan, kâinattan maddi deliller ile ve temsillerle anlatarak muhatabın zihnine meseleleri yakınlaştırıyor. Ayrıca Kur’an, kâinat ve insanda aynı hakikatin varlığını gösteriyor… Bu manada müellif yepyeni bir dinî metod geliştirerek dinî meselelerin ve iman hakikatlerinin aklen zarurî oluşunu ispat ediyor. Bununla birlikte işi sadece akılda bırakmayıp meselelerin kalp, ruh, vicdan ve nefislere de sirayet etmesini de kullandığı temsil metoduyla temin ediyor.[10]
[1] Badıllı, Abdulkadir. Bediüzzaman Said Nursi’nin Mufassal Tarihçe-i Hayatı. Timaş yay. 1990. İstanbul.
[2] https://risaleoku.com/oku/badmuf2/759
[3] Zınar, Muhyiddin. Said “Kürtlüğün Kayıp Risalesi. Nübihar yay. 2022. istanbul
[4] https://sorularlarisale.com/
[5] https://tr.wikipedia.org/wiki/Lem%27alar
[6] Zınar, Muhyiddin. Said “Kürtlüğün Kayıp Risalesi. Nübihar yay. 2022. istanbul
[7] https://risaleoku.com/oku/badmuf2/813
[8] Çiftçi, Hasan. Said Nursi’nin Materyalizm Eleştirisi. Bingöl Üniversitesi. 2019. Bingöl
[9] Badıllı, Abdulkadir. Bediüzzaman Said Nursi’nin Mufassal Tarihçe-i Hayatı. Timaş yay. 1990. İstanbul.
[10] Erdem AKÇA. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2015-2016 (İLİTAM),